Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Donald Tusk, 23 Şubat 2018 tarihinde 27 üye ülkenin Devlet veya Hükümet Başkanlarının katılımıyla gerçekleşen Avrupa Birliği gayrıresmi toplantısının ardından yaptığı açıklamasında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Doğu Akdeniz bölgesinde sürdürmekte olduğu tek yanlı faaliyetlerine ve haksız iddialarına destek mahiyetindeki ifadelerini teessüfle okuduk.

Sözkonusu açıklamada Tusk’ın, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki, Kıbrıs Türk tarafının rızasıyla devam eden varlığını ve çalışmalarını “yasadışı ihlaller” olarak tanımlamak suretiyle bunların durdurulması yönündeki çağrısı, konuya ilişkin bölge gerçekleri ve uluslararası hukuk ile bağdaşmamaktadır. Doğu Akdeniz’de en uzun sahillere sahip olan Türkiye açısından da bir bölge devletinin haklarını keyfi şekilde yok saymaya kalkışan bu yaklaşım kabul edilemezdir.

Öte yandan, en az bunun kadar vahim olan bir başka husus ise, AB’nin her zaman olduğu gibi Kıbrıs Türkünü ve meşru haklarını unutmaya ve göz ardı etmeye kalkışmış olmasıdır. Bu yaklaşım – yani Kıbrıs Türkünün iradesini görmezden gelme, Kıbrıslı Türklere de ait olduğunu herkesin kabul ettiği bu kaynaklardan bahsederken Kıbrıs Türk makamlarını dikkate almama, Kıbrıs Türk halkının haklarından bahsetmeme ve adını dahi anmama yaklaşımı – AB’nin bunca yıldır sürekli tekrar etmekte olduğu hatalı yaklaşımın devamından, yanlışta ısrardan başka bir şey değildir.

Hepimiz bu Rum yönetiminin kayrılması yaklaşımının, Kıbrıs sorunu ile ilintili doğal kaynaklar konusuna da, Kıbrıs Türküne yönelik izolasyonun sona erdirilmesi çabalarına da katkı yerine köstek olma sonucu doğurduğunu yaşayarak gözlemlemekteyiz. AB’nin 2004 yılında çözüm olmadan, Kıbrıs Türklerinin de rızası olmadan GKRY’ne AB üyeliğini koşulsuz şekilde sunmuş olması, Kıbrıs Rum tarafını isteksizliğe ve çözümsüzlüğe daha da teşvik etmiştir. AB’nin doğal kaynaklar konusundaki bu son yaklaşımı bizleri benzer bir sonuca doğru hızla sürüklemektedir. Bu durumun bir an önce idrak edilmesini ve AB’nin – Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir ve adil bir yapının oluşmasını gerçekten arzu ediyorsa – bu haksız yaklaşımını terk etmesini bekliyoruz.

AB, her durumda bu haksız ve kendisine Kıbrıs Türk tarafının gözünde itibar kaybettiren yaklaşımını sürdürse de, Kıbrıs Türk halkı haklarından kesinlikle vazgeçmeyecektir. Özetle, Tusk’ın, Kıbrıslı Türklerin varlığından dahi söz etmeyen ve yalnızca Kıbrıs Rum tarafının doğal gaz kaynakları üzerindeki haklarından söz eden bir açıklamada bulunması kabul edilebilecek bir husus değildir.

Ayrıca, AB’nin ‘dayanışma’ kavramından hareketle, sorgulama ihtiyacı duymadan, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’yi dinlemeden, gözü kapalı bir şekilde Rum tarafına vermekte olduğu destek, Kıbrıs Türk halkının gözünde saygınlığını daha da azaltmaktadır. AB yetkililerinin Kıbrıs Türk halkını ‘dayanışma’ kavramına dâhil etmiyor oluşunun yarattığı bu adaletsizliğin bir an önce sonlandırılması gerekmektedir.

28 Şubat 2018,

Lefkoşa.