Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin son müzakere sürecine dair İyi Niyet Misyonu raporu yayınlanmıştır.

​Sözde tarafsızlık yaklaşımı sergileyen rapor, özellikle Crans Montana olmak üzere müzakere sürecinde yaşanan gelişmeleri eksizsiz ve doğru bir biçimde aktarmamaktadır. Böylelikle, adil ve hakkaniyetli bir yaklaşım benimsenmemektedir. Genel Sekreter raporunda, sürecin Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısızlığa uğradığını teslim etmekten kaçınmaktadır. Daha da vahimi, Kıbrıs Rum tarafının sergilemiş olduğu siyasi irade ve kararlılık eksikliği tüm taraflara eşit bir biçimde mal edilmeye çalışılmaktadır.

Rapor, üzerinde önceden mutabık kalınan Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliği açısından en önemli unsur olan dönüşümlü başkanlığı ilke olarak dahi ele almayı reddeden Rum tarafının bu menfi tutumuna hiçbir atıfta bulunmamaktadır. Ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının Güven Artırıcı Önlemlere dair yapmış olduğu tek taraflı açılımlardan dahi bahsetmemektedir. İlaveten, ‘‘sıfır-asker, sıfır-garanti’’ şeklindeki Rum tarafının uzlaşmaz yaklaşımını görmezden gelmektedir. Bu bağlamda, bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, Kıbrıs Türk tarafı için Türkiye’nin garantör haklarının devam etmesi olmazsa olmazımızdır ve bunun yer almayacağı bir anlaşmaya “evet” dememiz mümkün değildir.

​Gelinen aşamada müzakere sürecinin tamamıyla çökmüş olduğunun ve mevcut parametrelerle bir yere varılamayacağının Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından halen itiraf edilmemesi düşündürücüdür. Çözümsüzlüğün yegâne sorumlusu Kıbrıs Rum tarafıyken, buna açıkça işaret edilmemesi, müzakere sürecine kalındığı yerden yeniden başlanması gerektiği şeklindeki yaklaşım, bu başarısızlığın etraflıca değerlendirilmesinin yapılmasına engel olmakta ve yeni bir anlaşma yolu çizilmesine imkan tanımamaktadır. Kıbrıs’ta süregelen 50 yıllık müzakerelerin neden bir anlaşma ile sonuçlanamadığına dair hakkaniyetli bir değerlendirme yapılmadığı sürece Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılması mümkün değildir. Ne yazıktır ki, Genel Sekreterin raporu bu değerlendirmenin yapılmasına ışık tutacak ve olumlu katkı sağlayacak unsurlar içermekten uzaktır.

Yarım asırdan bu yana süregelen müzakereler adada mevcut parametreler temelinde bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmadığını gözler önüne sermekteyken, Genel Sekreter raporunda bu gerçeği açıklamaktan imtina etmeyi tercih etmekle kabul edilemez olarak nitelendirdiği statükonun devam etmesine imkan sağlamaktadır. Bu statüko esasen Kıbrıs Türk halkının insanlık dışı izolasyonlar altında yaşamaya mecbur bırakılması demektir. Uzun yıllardır haksızca uluslararası camiadan koparılan Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma getirilmesi yönünde Birleşmiş Milletlerden ve Genel Sekreter’den beklediğimiz kararlı ve cesaretli tavır bir kez daha sergilenmemiştir.

Tüm bu veriler ışığında, Genel Sekreterin raporunun bizleri bir kez daha hayal kırıklığına uğrattığını vurgularız. Rapor, Kıbrıs’ta önümüzdeki dönemde yeni bir yaklaşımla çözüm için bir el kitabı olma şans ve potansiyeline sahipken, bu haliyle raporun 50 yıllık müzakere sürecindeki herhangi bir doküman olarak tozlu raflarda yer almaktan ileriye gidemeyeceğini belirtmekten üzüntü duyarız.