Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Adadaki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresini 31 Ocak 2018 tarihine kadar uzatan 2369 (2017) sayılı Kararını 27 Temmuz 2017 tarihinde oy birliği ile onaylayarak kabul etmiştir.

Karar’da mutad olduğu üzere “Kıbrıs Cumhuriyeti ve Hükümeti”ne atıf yapılması, Ada’daki gerçekleri yansıtmamaktadır ve Kıbrıs Türk tarafı açısından kabul edilebilir değildir. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs’ta hiçbir otoritesi bulunmadığı, tek yetkili otoritenin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının olduğu ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri hiçbir şekilde temsil etmediği aşikârdır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından sergilenmekte olan bu yanlı ve yanlış tutumun sona erdirilmesi için bir kez daha çağrıda bulunmakta yarar görmekteyiz. Adadaki iki eşit taraftan birine “devlet”, diğerine “toplum” muamelesi yapan Birleşmiş Milletlerin tarafsız olmasının mümkün olmadığı açıktır. Müzakere masasının iki tarafın eşitliği üzerine kurulmuş olduğu söylense dahi, başta BM olmak üzere, uluslararası toplumun masa dışında taraflara yaptığı eşitsiz muamelenin müzakere masasına mutlak şekilde olumsuz yansıdığını, hal böyleyken adada kabul edilebilir, adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılmasının mümkün olamayacağını bir kez daha vurgulamakta fayda vardır.

Kararda iki tarafın yanı sıra Garantör devletlerin de katılımıyla Haziran 2017’de İsviçre’nin Crans Montana kentinde toplanan Kıbrıs Konferansı’nın sonuç vermediği kayda geçilse de, BM parametrelerine dayalı bir federasyona olan bağlılıklarını devam ettirmeleri yönünde cesaretlendirilmeye devam edilmektedir.

Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin yoğun ve samimi çabalarına rağmen Kıbrıs Konferansı başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Konferans’ın sonuçsuz kalması Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile güç paylaşımı öngören herhangi bir ortaklığa girmeye hazır olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ne var ki, Birlemiş Milletler her zaman olduğu üzere, bu son çabanın da Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısızlığa uğradığını teslim etmekten kaçınmaktadır.

50 yıldır devam etmekte olan müzakere süreci neticesinde toplanan Kıbrıs Konferansı iki tarafın sorunun çözümüne ilişkin pozisyonlarının ve vizyonlarının taban tabana zıt olduğunu nihai bir şekilde ortaya koymuştur. Ada’nın iki sahibinden biri olan Kıbrıs Türk Halkı bütün samimiyetiyle eşit ortaklık zemininde bir uzlaşı ararken, Kıbrıs’ın bir Elen adası olduğu noktasından hareket eden Kıbrıs Rum tarafı hakimiyetçi bir yaklaşım izlemeye devam ederek, Kıbrıs Türk Halkının BM parametresi de olan eşit statülerinin kabulüne yönelik taleplerine karşı çıkmıştır. Öyle ki Rum muhataplarımız siyasi eşitliğin gereği olan dönüşümlü başkanlık konusunu dahi pazarlık konusu haline getirmeye tenezzül etmiştir.

Hal böyleyken münhasıran Kıbrıs Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanmış olmasından bahsetmek yeterli değildir. Gelinen aşamada mevcut müzakere sürecinin tamamıyla çökmüş olduğunun BM tarafından halen itiraf edilmemesi Kıbrıs’ta süregelen 50 yıllık müzakerelerin neden bir anlaşma ile sonuçlanamadığına da ışık tutmaktadır. Keza, yarım asırdan bu yana süregelen müzakereler adada mevcut parametreler temelinde bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmadığını gözler önüne sermekle birlikte BM bu gerçeği açıklamaktan imtina etmeyi tercih etmekte ve kabul edilmez olarak nitelendirdiği statükonun devam etmesini sağlamaktadır.

Sözkonusu Güvenlik Konseyi Kararı’nda ayrıca, bir önceki kararda olduğu gibi henüz hayata geçmemiş olan askeri Güven Artırıcı Önlemlerin hayata geçirilmesi çağrısı yapılmaktadır. Ancak sivil halkların günlük hayatını kolaylaştıracak olan Güven Artırıcı Önlemlerin Rum tarafının gerekli adımları atmamakta direnmesi nedeniyle uzun süredir hayata geçirilmediği hususu mevcut Karar’da yer almamaktadır. Öte yandan, Ara Bölge’de halen bulunan mayınların temizlenmesine yönelik yapılan çağrı bağlamında, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafıyla işbirliği yapılarak tüm mayınların temizlenmesi yönündeki önerisinin baki olduğu ancak karşı taraftan yanıtsız bırakıldığı hatırlanmalıdır.

Karar’da her yıl mutat olduğu üzere BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü ile ilgili son (S/2017/586) Raporu’nun memnuniyetle karşılandığı ifade edilmektedir. Bu kapsamda, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyondan yalnızca Kıbrıslı Türklerin bir “endişesi” olarak bahsedilmesine ilişkin hususlar BM nezdinde yeniden kayda geçirilmiştir. Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını ciddi şekilde etkileyen kısıtlamalardan sadece bir “endişe” olarak bahsedilmeye devam edilmesi Rum tarafını eleştirmekten kaçınan BM’nin yanlı tutumunun bir göstergesidir.

Çözümsüzlüğün yegâne sorumlusu Kıbrıs Rum tarafıyken Kıbrıs Türk halkının insanlık dışı izolasyonlar altında yaşamaya mecbur bırakılması hakkaniyetten uzaktır. Gelinen aşamada uzun yıllardır haksızca dünya arenasından koparılan Kıbrıs Türk halkının hak ettiği konuma getirilmesi yönünde tavır sergilemesini murat ettiğimizi ve özellikle gelinen aşamada Birleşmiş Milletlerin uluslararası topluma Kıbrıslı Türklere yönelik tüm izolasyonların kaldırılması yönünde derhal çağrıda bulunmasını beklediğimizi hatırlatırız.

Birleşmiş Milletler’den beklentimizin 2004 yılında yapmış olduğu vahim hatayı tekrarlamayarak, Rum tarafının Kıbrıslı Türklerle siyasi ve egemen eşitlik temelinde bir ortaklığa hazır olmadığının ve mevcut parametreler temelinde bir çözümün mümkün olmadığının Güvenlik Konseyi kararlarına artık yansıtılması olduğunu vurgulamak isteriz.

Son olarak, daha fazla zaman kaybedilmeden tarafların alternatif çözüm yöntemlerini konuşmaya başlamalarının faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Bu hem adanın hem de bölgemizin güvenliği ve istikrarı bakımından elzemdir.