On yıllardır süren Kıbrıs görüşmeler sürecinin 28 Haziran’da İsviçre’nin Crans-Montana kasabasında başlayan son aşaması 7 Temmuz’da herhangi bir anlaşmaya varılamadan sona ermiştir. Gelinen bu noktada, Kıbrıs konusuna, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu parametreleri çerçevesinde bir federasyon oluşturma çabaları da tüketilmiştir.
Bu süreç içerisinde Kıbrıs Türk tarafı ve Anavatan Türkiye her türlü yapıcı ve iyi niyetli çabayı göstermiş, hatta Kıbrıs Türk tarafı yaptığı önerilerle birçok konuda makul uzlaşı sınırlarını zorlamış, bazen aşmıştır. Buna rağmen süreçten ve Crans-Montana’daki son konferanstan bir uzlaşı çıkmamışsa, bunun tek nedeni Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerle eşitlik zemininde yetki paylaşımını reddeden, süreci uzatıp sekteye uğratmak suretiyle uluslararası alandaki tanınmışlığını kökleştirmek ve sonuçta KKTC’yi Anavatan Türkiye’den kopararak bunun sağladığı güvenceden mahrum etmeye yönelik bir strateji izlemiş olmasıdır.
Biz, bu dönemin karşılıklı suçlamalarla değil, Kıbrıs konusunun Kıbrıs’taki iki halkın ve Devlet’in iyi komşuluk ilişkileri içerisinde daha gerçekçi bir zeminde ele alınması için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğine inanıyoruz. 50 yıllık müzakere süreci, tarafların Kıbrıs konusundaki pozisyonları ve vizyonlarının taban tabana zıt olduğunu nihai bir şekilde ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk tarafı, Ada’nın iki sahibinden biri olan bir Halk olarak bütün samimiyetiyle eşit ortaklık zemininde bir uzlaşı ararken, Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs’ın bir Elen adası olduğu noktasından hareketle hakimiyetçi bir yaklaşım izlemiş, Kıbrıs Türk Halkı’na eşit bir statü tanınmasına ısrarla karşı çıkmıştır. Rum tarafının bu yaklaşımının tarihi, hukuki ve siyasi açıdan yanlış ve temelsiz olduğu açıktır.
Kıbrıs Türk Halkı on yıllardır Kıbrıs Rum tarafının girişimiyle uluslararası alanda kendisine karşı uygulanan gayrı insani bir izolasyon ve sınırlama kampanyasına tabi tutulmuştur. Bu, her türlü adalet ve insan hakları normlarına aykırıdır. İki halk arasındaki ilişkileri daha da kötüleştirip aradaki güven eksikliğini derinleştirmekten başka bir amaca hizmet etmeyen bu sınırlamaların kaldırılması konusunda uluslararası topluma büyük görev düşmektedir. Bu konuda genelde uluslararası toplumun ve özelde Avrupa Birliği’nin insani ve ahlaki sorumluluklarını daha fazla vakit geçirmeden yerine getirmesini bekliyoruz.
Coğrafya, Kıbrıs’taki iki eşit Halkı, sorunlarına iyi komşuluk ilişkileri içinde karşılıklı anlayışa dayalı bir uzlaşı bulmaya zorlamaktadır. Bunu federal bir ortaklık yoluyla sağlamaya yönelik çabalar başarısız kaldığına göre, çabalarımızı iyi komşular olarak karşılıklı saygı ve yan yana barış içinde yaşamanın yollarını aramaya yönlendirmeliyiz. Bu hem bizim vizyonumuz hem de gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.