Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabaları kapsamında Temmuz 2017’de Kıbrıs Rum tarafının süregelen uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kalan ve müzakere sürecinin sonunu teşkil eden Crans-Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın akabinde, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafı ile iyi komşuluk ilişkileri inşa etme çağrılarına karşın, Rum tarafının özelde Ada’da ve genelde bölgede tansiyonu artırıcı eylemler gerçekleştiriyor olmasını son derece tehlikeli adımlar olarak değerlendiriyoruz.

Öncelikle, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bir kez daha Ada’nın ortak sahibi olan Kıbrıslı Türklerin asli haklarını görmezden gelerek, Yunanistan ve Ürdün ile birlikte bugün sağlık, eğitim ve tarım da dahil olmak üzere esasen enerji alanında işbirliği anlaşmaları imzalaması kabul edilemezdir.

GKRY liderinin seçim arifesinde kendi konumunu güçlendirmek amacı taşıyan, ancak Ada’mız ve bölge için büyük riskler taşıyan ittifak arayışları çerçevesinde bugün gerçekleştirilen üçlü zirve, tüm geçmiş çağrı ve önerilerimize rağmen Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkler açısından da hayati önem taşıyan konularda bizimle hiçbir temas kurmaya veya istişare etmeye niyeti olmadığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ayrıca, Rum yönetiminin Yunanistan ile imzalama aşamasında olduğu anlaşılan deniz yetki alanlarını (münhasır ekonomik bölge) sınırlandırma anlaşması konusunda da Kıbrıslı Türklerin varlıklarını dahi yok sayan bu yaklaşımını reddeder, bu bağlamda alınan kararların Kıbrıs Türk tarafı üzerinde hiçbir bağlayıcılığı olmayacağını duyurmak isteriz. Ada’nın etrafındaki deniz yetki alanlarının salt Kıbrıs Rum tarafının lehine sınırlandırılamayacağını, zira bu Ada’nın yegane sahibinin kendileri olmadığını hatırlatırız.

Diğer yandan 10 Ocak’ta Roma’da düzenlenen Avrupa Birliği’nin Güney Avrupa Ülkeleri (Med 7) Zirvesi’nde kabul edilen ortak bildirgenin Kıbrıs’a ilişkin bölümünde Rum lider Anastasiadis’in “sıfır asker-sıfır garanti” konusundaki uzlaşmaz ve hayali tutumunun yer alması, Rum liderin, müzakere masasında kabul edilmesi mümkün olamayan tezlerini uluslararası alana taşıma ve bunlara Ada dışından destek bulma çabalarının yeni bir örneğini teşkil etmektedir. Bahsekonu poziyonun, Crans-Montana süreci de dahil hiçbir dönemde geçerliliği olmadığı gibi şimdi de Kıbrıslı Türkler açısından hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır. Bu vesileyle, Kıbrıs Türk tarafı açısından Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden vazgeçmenin sözkonusu olmadığını bir kez daha vurgulamak isteriz.

Gerek geçmiş Kıbrıs müzakere süreçleri gerekse iki tarafı da ilgilendiren olası işbirliği alanlarına ilişkin Kıbrıs Rum tarafının sergilemekte olduğu uzlaşmaz ve hakimiyetçi zihniyet Kıbrıs Türk tarafıyla eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurulmasını imkansız kılmaktadır. Geçtiğimiz Temmuz ayında Kıbrıs Türk tarafının tüm iyi niyetli gayretlerine rağmen Kıbrıs Konferansı’nın sonuçsuz kalmasının temel nedeni de Rum tarafının bu anlayışı olmuştur.

Bunlara ilaveten, Kıbrıs Rum tarafının bir yandan müzakerelere devam etmek istediğini beyan ederken, öte yandan Enosis plebisitinin okullarda anılması konusundaki kararını hayata geçirmeye yönelik olarak genelge yayınlaması büyük bir çelişki teşkil etmektedir. Kıbrıs Rum tarafının niyetlerini açığa çıkaran ve Kıbrıs’ta taraflar arasındaki güven eksikliğini artıran Enosis’i anma kararını uygulamaya koyması, Kıbrıs Türk tarafıyla bir anlaşmaya varmaya aslında hiçbir niyetinin olmadığının en açık bir tezahürüdür.

Yukarıdakiler ışığında karşımızda barış ve istikrar sağlanması ruhu içinde müzakere etmeye niyetli bir taraf bulunmadığı ve Ada’nın güneyinde bölge istikrarına da saygı duymayan bir zihniyetin hakim olduğu aşikardır. Hal böyle iken, Kıbrıs Rum tarafının hiçbir tek yanlı girişiminin tarafımızca itibar görmeyeceğini, mukabil adımlar atmaktan imtina etmeyeceğimizi ve Anavatan Türkiye ile birlikte geleceğimize dair istişarelerimize hızla devam edeceğimizi bir kez daha vurgularız.