Kıbrıs Adası Doğu ve Batının kesişme noktasındadır. Stratejik konumu nedeniyle tarih boyunca birçok medeniyet tarafından istila edilip yönetilmiştir. – Ada Asurlular, Mısırlılar, Persler, Romalılar, Araplar, Tapınak Şövalyeleri, Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlı İmparatorluğu olarak 1571’den 1878’e Türkler ve 1878’den 1959’a kadar Birleşik Krallık tarafından yönetilmiştir.
Osmanlı yönetiminde Rum Ortodoks inancı iade edilmiş ve Başpiskopos Ada’daki Rum Ortodoksların lideri olarak kabul görmüştür.
1821’deki Yunan Bağımsızlık Savaşıyla Kıbrıs’ta Rum-Yunan Milliyetçiliği yükselişe geçmiş ve Megali İdea olarak bilinen Elenizm’i tekrar canlandırma fikri başlatılmıştır.
1878 Kıbrıs Konvansiyonu tahtında Ada Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası kalmakla birlikte Birleşik Krallık yönetimine geçmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşına katılınca 1914 tarihinde Kıbrıs Birleşik Krallık tarafından ilhak edilmiştir.
1925’te Kıbrıs resmen Birleşik Krallık, Kraliyet Kolonisi deklare edilmiştir. 1931 tarihinde Kıbrıslı Rumlar Ada’daki Birleşik Krallık mevcudiyetine karşı ayaklanmış, 15 Ocak 1950 tarihinde Rum Ortodoks Kilisesi Ada’nın Yunanistan tarafından ilhakı hususunda plebisit düzenlemiş ve 1 Nisan 1955’te Kıbrıslı Rumlar Yunanistan ile işbirliği içerisinde bu hedef doğrultusunda silahlı mücadele kampanyası başlatmıştır.
Kıbrıs Rum terörist organizasyonu EOKA şiddet olaylarında bulunarak Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı için ENOSİS’i önplana çıkarmıştır. Kıbrıslı Rumlar’ın ENOSIS istenci Ada’nın Yunanistan’a ilhakı fikrine karşı çıkan Kıbrıs Türkleri tarafından reddedilmiştir.
1959 itibariyla Ada’daki durum Birleşik Krallık için de dayanılmaz bir hal almıştır. 1959’da Londra ve Zürih Antlaşmalarıyla bir uzlaşı sağlanmış ve 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların ortaklığı esasında iki uluslu bir devlet olarak kurulmuştur. Bu uzlaşıyla Ada bağımsızlığını kazanabilmiş aynı zamanda Birleşik Krallık da iki askeri egemen üs elde edebilmiştir.
1960 Cumhuriyeti iki toplumlu bir Ortaklık Devleti olarak Ada’nın siyasi eşitliği olan Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarını yeni Cumhuriyetin Kurucu Ortakları olarak tanımıştır. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası esasen fonksiyonel bir Federasyon için tasarlanmıştır. Doğumlar, ölümler, evlilikler, okullar, futbol kulüpleri, çöp toplama ve Belediye vergileri gibi toplumsal işlevler her toplumun yerel idareleri tarafından ayrı olarak ifa edilmiştir. Uluslararası düzeyde 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek hukuki kimliği söz konusu olmuş ve BM’ne üye olunmuştur.
Ne yazık ki, 1960 Ortaklık Cumhuriyeti sadece üç kısa yıl sürebilmiştir. Ada’nın Yunanistan’a ilhakını öngören ve BM belgesi olarak da (A/33/115) yayınlanan Akritas Planı Rumlar tarafından terkedilmemiştir. Dolayısıyla, Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türkler açısından kendilerini eşit ortak statüden bir azınlığa indirgeyen Anayasal tadilatlar yapılması teklifinde bulunmuştur.
Anayasa ve diğer iki toplumlu konulardaki anlaşmazlık birçok Kıbrıslı Türk sivilin hayatını kaybettiği 1963’ün trajik olaylarına neden olmuştur. Bu noktada Kıbrıslı Rumlar silah zoruyla 1960 Ortaklık Cumhuriyetini gaspederek Kıbrıslı Türkleri tüm devlet organlarından dışlamış ve Anayasaya aykırı olarak Anayasanın temel hükümlerini tek taraflı olarak değiştirmiştir.
Bunun neticesinde Başkent Lefkoşa’da nüfusun fiziki olarak ayrılığı Yeşil Hat ile belirlenmiştir. Hüküm süren iki toplumlu çatışma Mart 1964’de BM’nin Kıbrıs’a BM Barış Gücü göndermesini gerektirmiştir. Kıbrıs Rum saldırıları karşısında hayatta kalan Kıbrıslı Türkler Ada yüzölçümünün %3’üne tekabül eden küçük yerleşim bölgelerine sığınmak durumunda kalmışlardır.
1963’den bu yana Ada’da Kıbrıs’ın bütününü temsil edecek ortak merkezi bir idare bulunmamaktadır. Kıbrıs Rum tarafı “Kıbrıs Hükümeti” olduğunu iddia etmekle birlikte Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar 1963’den beri kendilerini ayrı olarak idare etmişlerdir. 1960 Ortaklık Cumhuriyeti’nden dışlanmalarından itibaren Kıbrıslı Türkler kendilerini yönetmek ve halkının günlük işlevlerini düzenlemek adına bir takım idari mekanizmalar tesis etmiştir. Önce, 27 Aralık 1967’ye kadar görev yapan Genel Komiteyi kurmuşlardır. Bilahare, ihtiyati Kıbrıs Türk Yönetimi adı altında yeni bir idare tesis edilmiştir. Daha sonra, 21 Aralık 1971’de Kıbrıslı Türkler “ihtiyati” kelimesini kaldırarak yönetimlerini Kıbrıs Türk Yönetimi olarak adlandırmıştır. Kıbrıslı Türkler için 1963 ve 1974 arasındaki dönem yoksulluk, izolasyon, ulaşım sıkıntısı, korku ve güvensizlik dönemi olmuştur.
15 Temmuz 1974’te ENOSİS’in hemen hayata geçirilmesi hedefiyle Yunanistan’daki cunta Kıbrıslı Rum EOKA unsurlarıyla işbirliği içerisinde Kıbrıs’ta bir darbe gerçekleştirmiştir. Ada’da daha fazla kan dökülmesi tehlikesi karşısında Türkiye 1960 Garanti Anlaşmasının 4. maddesine dayanarak askeri müdahalede bulunmuştur. Türkiye’nin müdahalesi Ada’da daha fazla şiddet ve can kaybına engel olmakla kalmamış aynı zamanda Ada’nın Yunanistan’a ilhak edilmesine engel teşkil etmiştir.
Başpiskopos Makarios bile 19 Temmuz 1974 tarihinde Güvenlik Konseyine yaptığı konuşmada kayda geçerek darbenin Atina’daki askeri rejim tarafından organize edildiğini ve Rum Milli Muhafız Ordusunda görev yapan Yunan subaylarınca yürütüldüğünü söylemiştir. Makarios 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’ın Kıbrıs’ta organize ettiği olayın bir devrim teşkil etmediğini “Cumhuriyetin bağımsızlığını ve egemenliğini ihlal eden bir istila” olduğunu belirtmiştir.
2 Ağustos 1975’te Viyana’da gerçekleştirilen toplumlararası görüşmelerde üzerinde mutabık kalınan Nüfus Mübadelesi Anlaşmasıyla BM’nin yardımı ile güneydeki Kıbrıslı Türkler kuzeye, kuzeydeki Kıbrıslı Rumlar ise güneye transfer edilmiştir.
Türkiye’nin müdahalesi Yeşil Hattı genişleterek bugünkü sınırın çizilmesiyle Ada’nın iki kesimliliğini, Nüfus Mübadelesi Anlaşmasıyla nüfusların bölgesel gruplaşması sağlanarak öngörülen anlaşmanın iki kesimli karakteri tanımlanmıştır. 15 Kasım 1983’te KKTC Kurucu Meclisi oybirliğiyle Bağımsızlık Deklarasyonunu kabul etmiştir. Deklarasyonda açıkça Kıbrıs Türk tarafının “Kıbrıs’taki iki halkın yanyana yaşamasının mukadderat olduğu ve eşitlik temelinde yürütülecek müzakerelerle barışçıl, adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunması gerektiği inancında” olduğu ifade edilmektedir. İlaveten, KKTC’nin ilanıyla Ada’daki iki halk arasındaki Ada’daki ortaklığın yeniden tesis edilmesi ve sorunun diplomatik kanaldan çözülmesi hedeflenmektedir.