New York’ta 68. BM Genel Kurulu sırasında çeşitli temaslarda bulunan Dışişleri Bakanı Özdil Nami, Kıbrıs gazetesine verdiği röportajda, müzakerelerin bu sefer başarıya ulaşacağına dair oldukça iyimser olduğunu söyledi. Nami, Kıbrıs Rum tarafının müzakereleri kaldığı yerden başlatacağı yönünde görüş ortaya koymaması nedeniyle görüşmelerin Ekim ayında başlamayabileceğini söyledi. Kıbrıslı Rumların AB’nin görüşme sürecine güçlendirilmiş bir şekilde müdahil olması ve Maraş’ın iadesi konusundaki taleplerine olumlu cevap vermenin mümkün olmadığını söyleyen Özdil Nami, yine Kıbrıs Rum liderliğinin talep ettiği yoğun hazırlık döneminin de gereksiz olduğunu, 40 yıldır süren müzakereler nedeniyle elde yeterli malzeme bulunduğunu aktardı. Mart, 2014’te, BM’nin Kıbrıs sorununa müdahil olmasının 50. Yılının dolacağını ifade eden Nami, “İlk BM Güvenlik Konseyi kararı Mart 1964’te alınmıştı. Şimdi Mart 2014’e geliyoruz ve herkes bunun artık bitmesi gereken bir noktaya geldiğimizin işareti olarak algılıyor” dedi. Halihazırda iki taraf arasında bir takım sıkıntılar olduğunu ve bu sıkıntıların nasıl aşılabileceğine dair görüşlerini New York’ta BM Genel Sekreterine aktarma fırsatı bulduklarını söyleyen Nami, “Kıbrıs Türk tarafı müzakerelerin hızlı sonuç vermesini talep ediyor. Hızlı sonuç vermesi için de bugüne kadar elde edilen yakınlaşmaların mutlaka korunması gerektiğini ve açıkta kalan konuların mevcut yakınlaşmaların üzerine inşa edilerek uzlaşılması gerektiğini düşünüyor” dedi. Rum lider Anastasiadis’in Genel Sekreter’e yazdığı mektubunda, müzakere masasına AB temsilcisinin arttırılan bir rolle oturtulması gerektiğinden bahsettiğini belirten Nami, Rum liderin oyunun kurallarını değiştirecek yeni unsurların müzakere sürecine enjekte edilmesini söylediğini, bununla da Maraş bölgesinin bir çözümden önce kendilerine verilmesini kasdettiğini vurguladı. Nami, bu tür konuların müzakere sürecini zora sokacağını düşündüklerini sözlerine ekledi. Rum tarafının Türkiye ile, Kıbrıs Türk toplumunu baypas ederek doğrudan müzakere kanallarını açmaktan bahsettiklerini söyleyen Nami, AB’nin müzakere masasının etrafında fiilen oturmasının mümkün olmadığını belirtti. Nami, Rum tarafının ve Yunanistan’ın AB’ye tam üyeliklerinin ve oy haklarının olduğunu, ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin AB’ye üye olmadıkları gibi herhangi bir oy hakkının da bulunmamasının AB’nin bir temsilcisinin artırılmış bir güçle müzakere masasına oturmasını engelleyen bir unsur olduğunu vurguladı. Bunun yanısıra Nami, müzakerelerin kimler arasında gerçekleştirileceğinin BM tarafından tanımlanmış olduğunu ve bunun da BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde toplumlararası müzakereler olduğunu söyledi. Herkesin sonuç alıcı müzakerelerden bahsettiğini, bunun için tutarlı bir planlama yapılması gerektiğini belirten Nami, bunun ilk testinin her iki taraf arasında şu anda oluşturulmaya çalışılan liderler ortak açıklama metninin olduğunu, bu ortak açıklama metninin önümüzdeki bir hafta içerisinde şekillenmesi durumunda iyimser bir intiba uyanacağını söyledi. Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlara çok büyük ekonomik kazanımlar getireceğini vurgulayan Nami şöyle konuştu: “Askeri  harcamalardan tasarruf, enerji nakil hatlarından azami fayda, Türkiye’den gelecek suyun tüm adanın menfaati için kullanılması. Bunun tüm adanın tarım ve turizm sektöründe yaratacağı katma değer. Denizcilik konusunda önümüze açılacak yeni ufuklar. Bu ülkenin artık bu olağandışı durumdan çıkıp normal bir AB ülkesi haline gelmesinin yaratacağı yatırım iklimi. Yani bunları hep yan yana koyduğumuzda bir çözümle birlikte çok daha farklı, çok daha müreffeh bir Kıbrıs’tan söz etmek mümkün olacak.”