Rum tarafının son dönemde yeni bir fikirmiş gibi sunduğu sözde “Güven Yaratıcı Önlemler” paketine ilişkin ülkemizdeki bazı çevrelerin yaptığı olumlu yorumları şaşkınlıkla izlemekteyim. Bu paketin tek hedefi Rumlar’ın “Devlet”, Türklerin de “o Devletin bir toplumu” statüsünü pekiştirmektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kıbrıs meselesinde adil ve kalıcı bir anlaşmaya varılabilmesi için ortaya koyduğu yeni Devlet politikasının, yani iki ayrı egemen eşit Devlet gerçeğinin bazı kesimler tarafından benimsenmemiş olması üzüntü verici olmakla birlikte, şaşırtıcı değildir. Aynı çevrelerin neredeyse 60 yıldır süregelen müzakere süreçlerinde görüşülmüş ve bir uzlaşıya varılmamış olan “federasyon” temelinde bir anlaşma modelinden, hala ulaşılması mümkün bir hedefmiş gibi ümitle bahsetmeleri manidardır. Rum tarafının yıllardır reddettiği ve bugün dünyanın gözünü boyamak için kabul ediyormuş gibi göründüğü “federasyon” modelinin aslında Rum Liderliği tarafından sözde “Kıbrıs Cumhuriyetinin” evriminden oluşacak bir model olarak yorumladığını görmemek veya görmezden gelmek ise gerçekten manidardır. Bu kesimlerin gerçeklerle yüzleşebilmeleri için öncelikle, “federasyon” formülüne dayalı müzakere süreçlerinin bugüne kadar neden bir sonuca varmadığının cevabını görmeleri ve vermeleri gerekmektedir.
Rum tarafının, adada anlaşma isteyen uzlaşıcı tarafmış gibi uluslararası topluma şirin gözükmeye çalıştığı ortadadır. Provokatif eylem ve söylemlerini yoğunlaştırdıkları bir dönemde bunları saklamaya çalışmak ve toz pembe tablolar çizmek kime hizmet etmektedir, sorgulanması gerekir. Rum tarafının gerçek amacı statükonun devamıdır. Statükodan beslenen Rum tarafının statükoyu sonlandırmak veya değiştirmek gibi bir hedefi ve politikası yoktur. Egemenliğini KKTC topraklarına yaymaktan başka bir amaca hizmet etmeyen Rum önerilerini bugün müzakere edilebilir bulan bazı kesimlerin, yarın üzerinde yaşayacak toprak bulamayacağımız kirli bir oyunun içine çekilmek istendiğimizi görmelerini ümit ederim.
Bugün adada iki ayrı egemen eşit Devlet olduğu ve bu iki Devletin kendi toprakları üzerinde ayrı egemenlik hakları bulunduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu gerçek ne kadar erken idrak edilirse, Rum boyunduruğu altına girmek istemeyen atalarımızın verdiği onurlu bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi bir o kadar taçlandırılacaktır.
Bir kez daha altını çizmek isterim ki Kıbrıs meselesi bir statü meselesidir. Bugün adada gerçekçi bir anlaşmaya varmanın tek yolu, iki tarafın görüşmeler öncesi statülerinin eşitlenmesi, yani bir anlaşmayı iki egemen eşit Devletin müzakere edeceği gerçeğinin kabul edilmesi ve tescil edilmesidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yeni Devlet politikası ise bu gerçeğe dayanmaktadır ve Anavatanımız Türkiye’nin tümüyle desteklediği bir politikadır.