Tag Archives: Doğu Akdeniz

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Adası etrafında tek yanlı hidrokarbon araştırma faaliyetleri ile Doğu Akdeniz’de gerginliğe yol açmaya ara vermeden devam etmektedir. GKRY, 12 Kasım 2021 tarihinde yayınladığı yeni bir NAVTEX ile, Nautical Geo adlı gemiyle, 12-17 Kasım 2021 tarihleri arasında KKTC ruhsat alanlarını kapsayan bir araştırma icra edeceğini duyurmuştur.

Kıbrıs Türk Halkı, Ada üzerinde ve Ada etrafındaki denizlerde bulunan doğal kaynakların ortak sahibidir. Kıbrıs Türk Halkının meşru haklarını, Rum tarafının, tek yanlı tasarruflarla, ihlal etmesini şiddetle kınıyoruz. Devletimiz, halkımızın haklarını gasp eden Rum tarafının oldu- bittilerine seyirci kalmayacak, eş zamanlı ve eşdeğer adımlar atacaktır. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, 2011 yılında verdiğimiz ruhsat alanlarında faaliyetlerini icra etmeye devam edecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, konunun, her zaman diplomasi ve diyalog çerçevesinde çözülmesini tercih ettiğini, bu vesileyle, bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu bağlamda, hem hidrokarbon kaynaklarına ilişkin 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz hem Türkiye’nin Devletimiz dahil ilgili tüm tarafları bir araya getirecek Doğu Akdeniz konferans çağrısı geçerlidir. Bu yapıcı öneri ve çağrı sorunun çözümüne imkan verecek önemli fırsatlardır.

Doğu Akdeniz’deki huzur ve istikrarı bozan tarafın GKRY, uzlaşıya varılması için yapıcı işbirliği önerisi sunan tarafın ise KKTC olduğunu, uluslararası toplumun dikkatine bir kez daha getirmekte fayda görmekteyiz.

 

 

Bilindiği üzere Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) bir süredir Malta bayraklı ve İtalyan sahipli NAUTICAL GEO adlı gemiyle icra ettiği hidrokarbon bağlantılı araştırmalar ile Doğu Akdeniz’de gerginliği tırmandırmaktadır. Nitekim, GKRY bugün yayımladığı yeni bir NAVTEX ile sözkonusu geminin bu kere 21-23 Ekim tarihlerinde Ada’nın güneyinde KKTC ruhsatlarını da kapsayan bir alanda yeni bir araştırmaya başlayacağını duyurmuştur.

Kıbrıs Adasının iki ortak sahibinden biri olan Kıbrıs Türk halkı Ada’nın etrafındaki denizlerdeki hidrokarbon kaynaklarının da ortak sahibidir. Bu Kıbrıs Türk halkının 1960’ta kazandığı egemen eşitliğin ve eşit statünün doğal bir yansımasıdır. Bu nedenle Rum tarafının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin onayını almadan yapacağını açıkladığı bu araştırmayı şiddetle kınıyoruz.

Hal böyle iken, Kıbrıs Türk halkının, haklarının Rum tarafınca tek yanlı eylemlerle ve oldu-bittilerle gasp ve ihlal edilmesine seyirci kalınmayacaktır. Rum tarafının bu tek yanlı faaliyetleri karşısında, haklarımızın korunması için, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Devletimizin 2011 yılında verdiği ruhsat alanlarında Kıbrıs Türk halkı adına çalışmalarını yürütmeye devam edecektir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin her zaman öncelikli tercihi, bu sorunun işbirliği ve uzlaşı seçeneği ile ele alınması olmuştur. Ada ve etrafındaki doğal kaynaklara ilişkin 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz ile Türkiye’nin biz dahil ilgili tüm tarafları biraraya getirmeyi hedefleyen Doğu Akdeniz konferansı çağrısı, konunun diplomasi çerçevesinde çözümüne imkan tanıyacak önemli fırsatlardır.

Doğu Akdeniz’deki gerginliği tırmandıran ve bölgedeki istikrarı bozan GKRY’ye yaptığımız çağrıları bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve Mısır’ın 19 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirdikleri üçlü zirve sonrası yaptıkları ortak açıklamada yer alan hususlar Ada’daki siyasi ve hukuki gerçekleri yansıtmamaktadır.

Kıbrıs Adası’nda biri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diğeri de GKRY olmak üzere iki ayrı Devlet bulunmaktadır. Bu iki Devletin yaptıkları açıklama ve aldıkları kararlar sadece kendilerini bağlamaktadır. Rum tarafının Yunanistan ve Mısır ile yaptığı ortak açıklama KKTC için yok hükmündedir. Kıbrıs meselesine ilişkin konularda GKRY ve diğer tarafların muhatabının KKTC olduğunun bir kez daha altının çizilmesinde yarar görmekteyiz.

Anılan ortak açıklama gerçekleri saptırmayı amaçlamaktadır. Her şeyden önce Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim Rum tarafının tek taraflı faaliyetlerinin bir eseridir. Rum tarafının ilk kışkırtıcı faaliyetinin Mısır ile imzaladığı tek yanlı deniz hudutlarının sınırlandırılması anlaşması olduğu da anımsanacaktır. Kıbrıs Türk halkının haklarını ihlal eden Rum tarafının siyasetine Mısır’ın destek vermesini kınamaktayız.

Kıbrıs Türk tarafı Temmuz 2019 tarihinde hidrokarbon kaynaklarının ortak yönetimine ilişkin kapsamlı ve yapıcı bir öneri yapmıştır. Bu önerimiz halen geçerlidir. Bölgede işbirliğinin yolunu açacak bir öneri de Anavatan Türkiye tarafından yapılmıştır. İlgili tarafları bir konferansta bir araya getirmeyi öngören bu öneriyi KKTC de desteklemektedir.

Ancak, GKRY ve Yunanistan ile diğer üçüncü tarafların haklarımızı ihlal edecek girişimlerine sessiz kalmamız beklenmemelidir. KKTC, Anavatan Türkiye ile birlikte meşru hak ve çıkarlarımızı muhafaza etme kararlılığını sürdürecektir.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Devletimizin belirlediği ruhsat alanlarında Kıbrıs Türk halkı adına çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Rum tarafının tek yanlı faaliyetlerine eşdeğer ve eş zamanlı adımlarla karşılık verilecektir.

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının katılımıyla Lüksemburg’da 18 Ekim 2021 tarihinde gerçekleşen Dışişleri Konseyi toplantısında kapalı Maraş ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler de ele alınmıştır.

Konsey toplantısında ele alınabilecek birçok acil gündem maddesinin yerine, AB’nin bu hususları gündemine taşıması Rum tarafını memnun etmeyi amaçlamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. AB’nin yanlı tutumunu “üyelik dayanışması” adı altında takdim etmesi Kıbrıs Türk halkının AB’ye olan güvensizliğini derinleştirmektedir.

Kıbrıs Türk tarafının yapıcı önerileri geçerliliğini korumaktadır. Bu çerçevede kapalı Maraş konusunda, uluslararası hukuk ve özel mülkiyet hakkı gözetilerek alınan karar; bunun yanı sıra Doğu Akdeniz’de işbirliğini tesis edebilecek olan ve hala masada olan 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz maalesef AB tarafından görmezden gelinmektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının olumlu bir sonuç doğurmadığı ortadadır. Bu gerçekten hareketle, Kıbrıs Türk tarafı, egemen eşitliğe dayalı işbirliği önerisini yapmıştır. Olguları yansıtan bu önerinin tek gerçekçi çözüm yolu olduğunun tekrar anımsatılmasında fayda görülmektedir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Malta bayraklı ve İtalyan sahipli bir gemi ile 3 Ekim tarihinde Doğu Akdeniz’de hidrokarbon araştırması başlatacağını duyurmuştur. Bunun yanı sıra Kasım ayında ise adanın Güneyinde sondaj çalışması yapmayı planladığını da açıklamıştır. Rum tarafının bu tek yanlı faaliyetleri Kıbrıs Türk halkının haklarının da ihlali anlamına gelmektedir.

Rum yönetiminin Doğu Akdeniz’deki gerginliği tırmandıran agresif tavırlarına rağmen Kıbrıs Türk tarafı, ilk günden itibaren, uzlaşı ve işbirliği önerileri yapmıştır. Kıbrıs Türk tarafının hidrokarbon kaynaklarına ilişkin 13 Temmuz 2019 tarihli kapsamlı işbirliği önerisi hala masadadır. Diyalog ve işbirliği için hiçbir zaman geç değildir.

Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de çıkarı bulunan ilgili tüm tarafların katılımı ile kapsamlı bir konferans toplanması önerisi, çıkış yolunu işaret eden son derece önemli bir girişimdir.

Rum tarafının bu konudaki yaklaşımı ise her zaman yapıcı önerilerimize kulak tıkamak ve kışkırtıcı faaliyetlerini sürdürmek olmuştur. Kıbrıs Rum yönetiminin tek yanlı faaliyetleri, Kıbrıs Türk halkının hakları yanında, Türkiye’nin kıta sahanlığını da ihlal etmektedir.

Kıbrıs Türk tarafı olarak işbirliği çağrımızı bu vesileyle bir kez daha hatırlatırız. Rum tarafının tek yanlı faaliyetlerle haklarımızı ihlal etmeye sürdürmesi halinde ise, Anavatan Türkiye ile birlikte kararlılıkla eşdeğer ve eş zamanlı adımlar atmaya devam edeceğiz.

Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (BMBG) görev süresinin altı ay süre ile 31 Ocak 2022 tarihine kadar uzatılmasına ilişkin 2587 (2021) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı 29 Temmuz 2021 tarihinde kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Barış Gücünün adadaki varlığı ve faaliyetlerine ilişkin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının rıza ve onayı yine alınmamıştır. Bu durum, Birleşmiş Milletlerin kendi kural ve ilkelerine dahi aykırıdır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (BMBG), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarındaki faaliyetlerini makamlarımızın iyi niyeti ve yapıcı tutumu sayesinde sürdürmekte olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda vardır. BMBG’nin  ülkemizdeki faaliyetleri için Birleşmiş Milletler ve KKTC arasında yasal bir düzenleme yapılmasına yönelik uzun yıllardan bu yana haklı bir talebimiz bulunmaktadır. Makul bir zaman dilimi içinde BM Barış Gücü’nün ülkemizdeki faaliyetlerine ilişkin talebimize olumlu yanıt verilmemesi halinde, iyi niyete dayalı yaklaşımımızı gözden geçirmek zorunda kalacağımızı uluslararası toplumun dikkatine getirmek isteriz.

BM Güvenlik Konseyi sözkonusu kararında, 27-29 Nisan 2021 tarihinde gerçekleştirilen 5+BM gayri resmi görüşmelerinde, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu yapıcı öneriyi göz ardı etmektedir. Başarısızlığı yıllardır ispatlanmış, gerçeklerden uzak formüller dayatmaya çalışması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Kıbrıs Rum tarafı lehine olan statükoyu muhafaza etmeye çalıştığını şüphe götürmez bir şekilde bir kez daha göstermektedir. Bugün, Kıbrıs Adasında, kendi kendini yöneten, kendi toprakları üzerinde ayrı ayrı egemenlik hakları olan iki farklı Devlet bulunmaktadır. Bu gerçekler ışığında, Kıbrıs Türk tarafı, iki Devletin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statülerinin kabul görmesini ve ardından iki taraf arasında bir işbirliği ilişkisi tesis edilmesini teminen resmi müzakerelerin başlamasını önermektedir. Kıbrıs Türk tarafının önerisi gerçeklere uygun ve başarı şansı olan tek çıkış yoludur.

Ada ve etrafındaki doğal kaynaklar iki Halka aittir. Kıbrıs Türk tarafı bu gerçeği de dikkate alarak, hidrokarbon konusunda Kıbrıs Rum tarafına yapıcı öneriler sunmuştur ve 13 Temmuz 2019 tarihli önerisi de hala geçerlidir. Güvenlik Konseyi kararında bu gerçeklerin yansıtılmamış olması önemli diğer bir eksikliktir. Rum tarafının, Kıbrıs Türk Halkının meşru hakları hilafına, hidrokarbon kaynaklarına ilişkin paylaşım ve işbirliğinden uzak, kışkırtıcı tutumunu devam ettirmesi, Doğu Akdeniz’deki gerginliğin esas sebebini oluşturmaktadır. Ayrıca, Ada üzerindeki gerginliğin tırmanmasına neden olan Rum tarafının sınır boyu ve ara bölgeye 233 adet beton mevzi yerleştirmesi gibi pek çok kışkırtıcı eylemine de, önceki kararlarda olduğu gibi, bu kararda da değinilmemiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin gerek ada üzerinde gerek ada etrafındaki gerginliği artırma politikasını gizlemeye çalıştığı, hatta cesaretlendirdiği görülmektedir.

Mayınlardan arındırılmış bir ada konusunda Güvenlik Konseyi kararında adadaki her iki tarafa çağrıda bulunulmaktadır. Ancak kararda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin adadaki Birleşmiş Milletler Barış Gücü faaliyetleri hakkında yayınladığı son raporda, makamlarımızın konuya ilişkin olumlu yaklaşımına karşın Rum tarafının isteksiz davrandığı yönündeki açık ifadeleri yansıtılmamış olması da kabul edilemezdir.

Kararda, kapalı Maraş’a ilişkin yer alan ifadelerin Rum-Yunan propagandasının bir eseri olduğu açıktır. Kapalı Maraş’a yönelik Hükümetimiz tarafından atılmakta olan adımların doğru yorumlanması önem arz etmektedir. Rum tarafının retçi tutumu nedeniyle kapalı Maraş yıllardan bu yana statükonun sembolü haline gelmiştir. Kıbrıs Türk tarafının uluslararası hukuku ve özel mülkiyet hakkını gözeterek herkesin faydasına olacak bir açılım yapması, olumlu bir adım olarak değerlendirilmelidir. Hükümetimiz, ülkemizin bir parçası olan kapalı Maraş’ta gerekli gördüğü kararları, aynı anlayışla atmaya devam edecektir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın tümünü temsil ettiği yanılsamasından kurtulması gerekmektedir. Adada egemen eşitliğe sahip iki Devletin ve iki Halkın bulunduğu gerçeği üzerine inşa edilecek bir modelin, sürdürülebilir bir anlaşmayı mümkün kılacağı gerçeğinin BM Güvenlik Konseyi tarafından anlaşılmasını bekliyoruz.

Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs konusunda karşılıklı kabul edilebilir bir anlaşmaya varılması maksadıyla yürütülen müzakerelere her daim yapıcı bir tutumla katılmıştır. Bunun en önemli tezahürleri 2004 yılında Annan Planı’nın kabulü ve 2017 yılında Crans Montana konferansına giden süreçte yaptığı açılımlardır. Benzer şekilde, Kapalı Maraş’ı da ilgilendiren Güven Yaratıcı Önlemlere ilişkin fikirlere de yine aynı müspet yaklaşımı göstermiştir. Tek gayesi statükonun kendine sağladığı konfor alanını bakileştirmek olan Rum tarafı ise gerek Kıbrıs konusundaki müzakerelere gerek Güven Yaratıcı Önlemlere matuf önerilere retçi bir anlayışla yaklaşmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti statükonun simgesi haline dönüşen Kapalı Maraş’a yönelik herkesin faydasına olacak olumlu adımlar atmaktadır. KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlığımızın her vesile ile belirttiği gibi, kendi toprağımızın bir parçası olan Kapalı Maraş’a yönelik kararlar uluslararası hukuk ve mülk sahiplerinin haklarına saygı gözetilerek Devletimizin ilgili makamları tarafından alınmaktadır. Mülkiyet haklarına saygıya bu denli önem vermemize karşın, bazı ülke ile uluslararası ve bölgesel kuruluşların yetkililerinin GKRY’nin dayanaksız iddialarını destekleyen açıklamalar yapması talihsizdir. Talihsiz olduğu gibi Doğu Akdeniz’de istikrarın sağlanmasına vesile olacak Kıbrıs Adası’nda karşılıklı kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılmasını da engellemektedir.

Rum tarafı kendi lehine olan statükoyu kalıcılaştırmak, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonu daha da ağırlaştırmak için her çabaya başvurmaktadır. Bir takım ülke ile uluslararası ve bölgesel kuruluşların yetkililerinin başarısızlığı defaten gün yüzüne çıkmış federal çözüm modeline destek vermeleri ise Ada’daki bu statükonun devamına hizmet etmektedir.

Müzakerelerdeki 50 yıllık başarısızlığı da dikkate alan Kıbrıs Türk tarafı, müktesep hakkı olan egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüsünün güvence altına alınmasını müteakip bir işbirliği ilişkisinin tesis edilmesini öngören önerisi çerçevesinde üzerine düşeni yapma kararlılığını sürdürmektedir. Kıbrıs Türk tarafı, bu önerinin, Ada’daki gerçeklere uygun ve bir anlaşmayı mümkün kılacak tek çözüm modeli olduğuna, bu öneri çerçevesinde varılacak bir anlaşmanın ise, bölgemizde istikrarın sağlanmasına vesile olacağına inanmaktadır.

Dönüşü olmayan bir yola çıkılmıştır. Bu gerçek herkes tarafından ne kadar erken algılanır ve hazmedilirse, Ada’da ve bölgede herkesin kazançlı çıkacağı koşullar o kadar erken oluşabilecektir.