Tag Archives: Kıbrıs Türk halkı

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve Mısır’ın 19 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirdikleri üçlü zirve sonrası yaptıkları ortak açıklamada yer alan hususlar Ada’daki siyasi ve hukuki gerçekleri yansıtmamaktadır.

Kıbrıs Adası’nda biri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diğeri de GKRY olmak üzere iki ayrı Devlet bulunmaktadır. Bu iki Devletin yaptıkları açıklama ve aldıkları kararlar sadece kendilerini bağlamaktadır. Rum tarafının Yunanistan ve Mısır ile yaptığı ortak açıklama KKTC için yok hükmündedir. Kıbrıs meselesine ilişkin konularda GKRY ve diğer tarafların muhatabının KKTC olduğunun bir kez daha altının çizilmesinde yarar görmekteyiz.

Anılan ortak açıklama gerçekleri saptırmayı amaçlamaktadır. Her şeyden önce Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim Rum tarafının tek taraflı faaliyetlerinin bir eseridir. Rum tarafının ilk kışkırtıcı faaliyetinin Mısır ile imzaladığı tek yanlı deniz hudutlarının sınırlandırılması anlaşması olduğu da anımsanacaktır. Kıbrıs Türk halkının haklarını ihlal eden Rum tarafının siyasetine Mısır’ın destek vermesini kınamaktayız.

Kıbrıs Türk tarafı Temmuz 2019 tarihinde hidrokarbon kaynaklarının ortak yönetimine ilişkin kapsamlı ve yapıcı bir öneri yapmıştır. Bu önerimiz halen geçerlidir. Bölgede işbirliğinin yolunu açacak bir öneri de Anavatan Türkiye tarafından yapılmıştır. İlgili tarafları bir konferansta bir araya getirmeyi öngören bu öneriyi KKTC de desteklemektedir.

Ancak, GKRY ve Yunanistan ile diğer üçüncü tarafların haklarımızı ihlal edecek girişimlerine sessiz kalmamız beklenmemelidir. KKTC, Anavatan Türkiye ile birlikte meşru hak ve çıkarlarımızı muhafaza etme kararlılığını sürdürecektir.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Devletimizin belirlediği ruhsat alanlarında Kıbrıs Türk halkı adına çalışmalarını yürütmeye devam edecektir. Rum tarafının tek yanlı faaliyetlerine eşdeğer ve eş zamanlı adımlarla karşılık verilecektir.

Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının katılımıyla Lüksemburg’da 18 Ekim 2021 tarihinde gerçekleşen Dışişleri Konseyi toplantısında kapalı Maraş ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler de ele alınmıştır.

Konsey toplantısında ele alınabilecek birçok acil gündem maddesinin yerine, AB’nin bu hususları gündemine taşıması Rum tarafını memnun etmeyi amaçlamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. AB’nin yanlı tutumunu “üyelik dayanışması” adı altında takdim etmesi Kıbrıs Türk halkının AB’ye olan güvensizliğini derinleştirmektedir.

Kıbrıs Türk tarafının yapıcı önerileri geçerliliğini korumaktadır. Bu çerçevede kapalı Maraş konusunda, uluslararası hukuk ve özel mülkiyet hakkı gözetilerek alınan karar; bunun yanı sıra Doğu Akdeniz’de işbirliğini tesis edebilecek olan ve hala masada olan 13 Temmuz 2019 tarihli önerimiz maalesef AB tarafından görmezden gelinmektedir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının olumlu bir sonuç doğurmadığı ortadadır. Bu gerçekten hareketle, Kıbrıs Türk tarafı, egemen eşitliğe dayalı işbirliği önerisini yapmıştır. Olguları yansıtan bu önerinin tek gerçekçi çözüm yolu olduğunun tekrar anımsatılmasında fayda görülmektedir.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides’in basına vermiş olduğu son demeçte Anavatanımız Türkiye aleyhine ortaya koyduğu iddialar, her zaman olduğu gibi, Rum tarafının  kendi saldırgan tutumunu gizlemek için takındığı bilindik saygısız ve hadsiz yaklaşımının bir parçasıdır.

Nikos Christodoulides, Türkiye’nin “agresif” bir siyaset yürütmekte olduğunu, bölgede iyi ilişki içinde olduğu hiçbir Devlet bulunmadığını ve yeni bir Osmanlı İmparatorluğu yaratma çabasında olduğunu öne sürecek kadar haddini aşmıştır. Kıbrıs adasında ve bölgedeki paylaşımdan uzak doyumsuz tavırları ile kimin “agresif” olduğunu anlamak için tarihi gerçeklere bakmak yeterlidir. Kıbrıs Türk tarafı, Anavatan Türkiye ile birlikte bugüne kadar Kıbrıs konusunda bir anlaşmaya varılabilmesini teminen tüm iyi niyetini ortaya koymuş ve bu konudaki yapıcı tavrını ispat etmiştir.

Tüm anlaşma modellerini reddedip, Kıbrıs Türk halkının varlığını ve kendi kendini yönetme hakkını yok sayan bir zihniyetin Türkiye aleyhine ortaya attığı suçlamalar en hafif tabir ile iki yüzlülüktür.

Ada ve etrafındaki gerginliğin artmasının tek müsebbibi Kıbrıs Rum tarafıdır. Kıbrıs Türk tarafının ada ve etrafındaki doğal kaynakların paylaşımı hususundaki yapıcı önerisinin hala masada olduğunu Kıbrıs Rum tarafına hatırlatmakta fayda vardır. Diyalog ve diplomasi yerine saldırganlığı ve küstahlığı tercih eden Rum tarafını, bir an önce aklıselime davet ediyoruz.

İngiltere’nin Güney Kıbrıs’a akredite Yüksek Komiseri Stephen Lillie’nin Kathimerini gazetesine verdiği bir demeçte, Kıbrıs konusunda varılacak bir anlaşma için çıkış yolunun federasyon olduğuna işaret etmesi Kıbrıs meselesini çözümsüzlüğe hapsetmiş müzakere süreçlerinin tekrarlanmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Kullandığı üslup ise tipik koloni zihniyetinin hala devam ettiğini göstermektedir.

Lillie’nin, İngiltere’nin girişimlerinin Anastasiades’in adem-i merkeziyetçi federasyon fikriyle uyumlu olduğunu ifade etmesi İngiltere’nin Rum tarafına muzahir bilinen tutumunu bir kez daha sergilemektedir. Garantör ülkelerden birisi olan İngiltere’nin Kıbrıs konusundaki bu tutumu kabul edilemez niteliktedir. Zaten Garantör ülkelerden sadece Türkiye garantörlüğün görev ve sorumluluklarını yerine getirmekte, diğerleri ise ırkçı ve bağnaz Rum politikalarını desteklemek ve teşvik etmekle meşgul olmaktadırlar.

Rum tarafının, yetki ve refahı Kıbrıs Türk halkı ile paylaşmayı reddetmesi nedeniyle yıllardır bu zeminde yürütülen müzakere süreçleri akamete uğramış ve Kıbrıs Türk tarafı kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir anlaşma için yeni vizyonunu gündeme getirmiştir.

Kıbrıs Türk tarafının yeni vizyonu Cenevre’de gerçekleştirilen 5+BM gayrı resmi toplantı sırasında kayda geçirilmiştir. Bu önerimiz müktesep hakkımız olan egemen eşitliğimiz ve eşit uluslararası statümüzün tescilini öngören bir ilke üzerine tesis edilmiştir.

Bu ilkeyi öngörmeyen, Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız ve insanlık dışı izolasyonun devamına yardımcı olacak sözde çözüm modeli üzerinde ısrar etmek beyhudedir. Kıbrıs konusunu en iyi bilen ülkelerden biri olan İngiltere’nin bu gerçeği bir an önce benimsemesini ve iki egemen üs bölgesinin geleceğini garanti etme adına Kıbrıs Türk Halkına karşı sürdürdüğü Rum yanlısı politikasına artık bir son vermesini talep ediyoruz.