Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, İran İslam Cumhuriyeti’nin Sistan-Belucistan eyaletinde 13 Şubat 2019 tarihinde meydana gelen terör saldırısına ilişkin İran Dışişleri Bakanı’na bir taziye mesajı gönderdi.

Sayın Bakanımız mesajında, çok sayıda İran askerinin hayatını kaybettiği terör saldırısına ilişkin olarak derin üzüntüsünü dile getirerek, Bakanlığımız ve KKTC Hükümeti adına yaşamını yitirenlere rahmet, yaralılara acil şifalar, İran halkına da başsağlığı diledi.

29 Ocak 2019 tarihinde Fransa, İtalya, İspanya, Malta, Portekiz, Yunanistan ve GKRY’nin katılımıyla Güney Kıbrıs’ta düzenlenen AB üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Beşinci Zirvesi sonunda yayınlanmış olan ortak bildirge, Rum tarafının Avrupa Birliği üyeliğini kendi çıkarları yönünde kullanmaya devam ettiğinin son örneğini teşkil etmektedir. Bundan da öte, bildirgede Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak yer alan ifadeler, ilgili Avrupa ülkelerinin bağlılık belirttikleri hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları gibi tüm değerleri gözü kapalı olarak dayanışma uğruna feda ettiklerinin talihsiz bir göstergesidir.

Bildiride Birleşmiş Milletlerin İyi Niyet Misyonuna destek verildiği ifade edilmekte ancak BM Genel Sekreteri’nin söz konusu misyona ilişkin son tespitlerinin hilafına, Rum tarafının çözüme yönelik var olmayan çabaları takdir edilmektedir. Ayrıca, Kıbrıs Türk tarafınca kabul edilmesinin mümkün olmadığı bilinen ve giderek daha da katılaşan aşırı Rum pozisyonları bildiride adeta benimsenmektedir. Rum tarafının yönlendirmesiyle kabul gördüğü anlaşılan bu tür bilgiden yoksun yaklaşımların, ortak vizyon arayışlarına zarar vereceği aşikardır.

Rum tarafının uzlaşmaya yanaşmayan politikalarına destek verme çabası bildiriye doğal gaz konusunda da ciddi bir çelişki olarak yansımıştır. Genel anlamda enerji güvenliği, ve bu bağlamda birlik ve işbirliğinin öneminden bahsedilen bildiride, GKRY’nin tek taraflı hidrokarbon arama ve çıkarma faaliyetlerine destek verilerek, bu konudaki haksız ve maceracı tutumu cesaretlendirilmektedir.

Kıbrıs Türk halkını yok sayan bu siyasi ve tarihi gerçeklerden uzak bildirge de bizim için yok hükmündedir. Bu vesileyle, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs Adası üzerinde eşit hak ve çıkarlara sahip olduğunu, uluslararası anlaşma ve tarihi bağlarından kaynaklanan meşru hak ve çıkarlarına her hal ve karda sahip çıkmaya devam edeceğini ilgili tüm taraflara hatırlatmak isteriz. Yine unutulmamalıdır ki, 2017’de gerçekleşen Kıbrıs Konferansını uzlaşmaz tutumuyla başarısızlığa mahkum etmiş olan Rum tarafı, o gün olduğu gibi bugün de Kıbrıs Türk tarafının Ada üzerindeki eşit hak ve çıkarlarını teslim etmeye hazır olmadığını eylem ve söylemleriyle göstermeye devam etmektedir.

Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün adadaki görev süresini 31 Temmuz 2019 tarihine kadar uzatan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı bugün kabul edilmiştir. Kararda yer alan hususlara ilişkin Kıbrıs Türk tarafının detaylı görüş ve pozisyonları BM Güvenlik Konseyi üye ülkeleri başta olmak üzere, ilgili merkezlere iletilmiş olup, Kararda öne çıkan noktalara ilişkin görüşlerimizi kamuoyunun dikkatine getiririz.

Bilindiği üzere, uzun süreden beri yoğun şekilde iki taraf arasında işbirliği yapılmasına yönelik ada dahili ve haricinde temaslar gerçekleştirilmiştir. Bu temaslar sonucunda, BM Güvenlik Konseyi’nin bugün aldığı Kararda adadaki iki taraf arasında doğrudan iletişim kurulması ve işbirliği yapılmasına yönelik bir mekanizma oluşturulması net bir şekilde yer almıştır. Bu durum, Kıbrıs adasında yeni bir döneme girildiğinin en bariz göstergesidir.

Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında doğrudan iletişim ve işbirliği mekanizması oluşturulmasını, iki halk arasında mevcut güvensizliğin giderilmesi ve taraflar arasında karşılıklı bağımlılık yaratılarak, müzakere yoluyla ortak vizyona dayalı bir çözüme yardımcı olacak önemli bir unsur olarak değerlendirmekteyiz. Bu yeni unsur, bölgemizin istikrar ve güvenliği açısından da önem arz etmektedir.

Kararda yer alan çağrının ardından beklentimiz uluslararası toplumun, adadaki iki taraf arasında bir an önce doğrudan iletişim ve işbirliğine dayalı mekanizmanın hayata geçirilmesini teşvik etmesidir. Kıbrıs Türk tarafı olarak, adadaki iki taraf arasında işbirliğine dayalı bir ilişki tesis edilmesinin adamız ve bölgemizin huzur ve istikrarı açısından önemli olduğunun bilinciyle, böyle bir mekanizmanın uygulamaya konulması için gerekli adımları atmaya hazırız. Bugüne kadar, Kıbrıs Türk tarafı ile doğrudan iletişim kurmaktan ve işbirliğine dayalı bir ilişki tesis etmekten kaçınan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni, adanın ve bölgemizin geleceği için bahsekonu tutumundan vazgeçerek, BM Güvenlik Konseyi’nin bu yöndeki çağrısına uymaya davet ediyoruz. Kıbrıs Türk tarafı olarak işbirliği mekanizmasının bir an önce kurulmasına yönelik Birleşmiş Milletler nezdinde girişimlerimizi başlatacağız.

Kararda tarafların, BM Genel Sekreteri’nin 15 Ekim 2018 ve 11 Ocak 2019 tarihli raporları uyarınca, ortak bir başlangıç noktası üzerinde anlaşmaya çağrılmalarını memnuniyetle karşılamaktayız.
Uyuşmazlığın tüm taraflarının onayının alınması ve tarafsızlık gibi temel prensiplerin dünyadaki tüm barış gücü operasyonlarında uygulanmasını isteyen BM Güvenlik Konseyi’nin 21 Eylül 2018 tarihli ve 2436 sayılı çatı Kararının, önceki nüshalarda yer almasına rağmen, Karardan çıkarılması talihsiz bir durumdur. BM Güvenlik Konseyi’nin kendi kararının hilafına olan bu çelişkili adımın sözkonusu Kararın bağlayıcılığını, dolayısıyla BM Barış Gücü dahil olmak üzere, barış gücü operasyonlarında tarafların rıza ve onaylarının gerekli olduğu gerçeğini değiştirmediğini hatırlatarak, bir sonraki kararda bu eksikliğin giderilmesini beklediğimizi vurgularız.

Kararda ayrıca, Güvenlik Konseyi tarafından, statükonun sembolü ve dolayısıyla sorunun bir parçası haline gelen BM Barış Gücü’ne eylemlerinin siyasi süreci desteklemesi gerektiği yönünde bir çağrı da yapılmaktadır. Bu bağlamda, çözüm sürecinin 2017 Crans Montana ertesindeki mevcut durumu dikkate alındığında, BM Barış Gücü’nün görev ve operasyonları yanında, mandasının da gözden geçirilmesi yönündeki ihtiyaç aşikardır. Beklentimiz, Güvenlik Konseyi’nin bir sonraki kararında bu konuda adım atmasıdır.

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay Barbaros gemisinin Kıbrıs’ın güneyinde KKTC tarafından ilan edilen sahalarda sismik araştırma yapmaya başlaması konusunda demeç verdi.
Özersay “biz daha önce ne söylediysek, şimdi onu yapıyoruz. Artık sondaj yapma aşamasına geldik, bunun için sondajın yapılacağı noktayı saptayacağız. Bu nedenle Barbaros Hayrettin Paşa gemisi KKTC tarafından daha önce ilan edilmiş olan F ve G ruhsat sahaları bölgesine sismik araştırma yapmak üzere intikal etti. Sondaj bu çalışma sonrasında tespit edilecek yerde yapılacak. Orada yapacağı son araştırmayla, TPAO tarafından yakında yapılacak olan kazının tam yerini belirleyeceğiz. Zira KKTC adına yapılacak olan kazı sırf yapılmış olsun diye yapılmayacak, gerçekten doğalgaz bulunma ihtimali yüksek olan noktada kazı yapılacak” ifadelerini kullandı.
Başbakan Yardımcısı Özersay “KKTC olarak biz sadece adanın kuzeyinde değil aynı zamanda güneyinde de bazı sahalar belirledik ve ilan ettik, aynen Kıbrıs Rum tarafının ilan ettiği gibi. Bir şirket olarak KKTC adına kazı yapsın diye TPAO’ya lisans verdik, aynen Kıbrıs Rum yönetimi ENI ve EXXON firmalarına lisans verdiği gibi. Şimdi de kazılara başlayacağımız yerleri saptayacağız ve kazmaya başlayacağız, aynen Kıbrıs Rum idaresinin yaptığı gibi” dedi.
Kıbrıs Türk tarafının kapsamlı çözümden önce de doğalgaz konusunda iki taraf arasında işbirliği yapılmasına dair önerisinin hala geçerli olduğuna dikkat çeken Dışişleri Bakanı Özersay “doğalgaz konusu bir çatışma unsuru olsun istemiyoruz ve biliyoruz ki eğer çözümden de önce bu konuda oturup konuşur, işbirliği yapmaya başlarsak o zaman Doğu Akdeniz bölgesi çok daha istikrarlı bir bölge haline gelir. Bu bölgedeki tüm aktörler arasında ticaretin ve işbirliğinin gelişmesi karşılıklı bağımlılık yaratacağından kimse o noktadan sonra çatışma ihtimalini göze alamayacaktır. Bölge barışı için işbirliği ve karşılıklı bağımlılık elzemdir diye düşünüyoruz ve önerimiz hala geçerlidir” şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Afganistan’ın Vardak vilayetinin merkezi Meydan Şehir’de gerçekleştirilen terör saldırısına ilişkin Afganistan Dışişleri Bakanı’na bir taziye mesajı gönderdi. Sayın Bakanımız mesajında, çok sayıda Afgan güvenlik güçleri mensubunun hayatını kaybettiği terör saldırısına ilişkin olarak derin üzüntüsünü dile getirerek, Bakanlığımız ve KKTC Hükümeti adına yaşamını yitirenlere rahmet, yaralılara acil şifalar, Afganistan halkına da başsağlığı diledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Washington temasları kapsamında, bugün ABD’nin dış politikasına yön veren en prestijli düşünce kuruluşlarından birisi olan Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (Center for Strategic and International Studies-CSIS) sunum yaptı.

Özersay, Kıbrıs Rum tarafının lisans verdiği şirketlerin temsilcilerinin de yer aldığı uzmanlardan oluşan katılımcılara, Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde yaptığı konuşmada, Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine dair Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu ve işbirliğine dair önerisini anlatarak katılımcıların sorularını yanıtladı.

Sunumun ardından BRT muhabirinin sorularını yanıtlayan Özersay, “Biz yapıcı ve yaratıcı bir tutum ortaya koyuyoruz ancak kimse oturup Kıbrıs Rum tarafını izlememizi beklemesin, biz izleyici olmayız. Rum tarafını bu konuda kendi haline bırakacak değiliz” dedi.

Özersay, Washington’da ayrıca, Reuters ve Bloomberg’e de demeç verdi. Özersay, ayrıca bazı basın yayın temsilcileri ile bir araya geldi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü’nün askeri misyonuna gerek kalmadığını ve bu yapının sivil bir misyona dönüştürülmesi gerektiğini söyledi.

ABD’de temaslarda bulunan Bakan Özersay, Kıbrıs’taki gelişmeler ve görüşmelerine ilişkin önceki gün AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

New York’ta BM Genel Sekreter Yardımcıları ile BM Güvenlik Konseyi daimi ve geçici üyelerinin BM nezdindeki temsilcileriyle bir araya geldiğini belirten Özersay, 1964’ten bu yana Ada’da bulunan BM Barış Gücü’nün görev, yetki ve sorumluluklarında değişiklikler yapılmasının öngörüldüğünü ifade etti.

Özersay, konunun ay sonunda BM’nin gündemine geleceğini aktararak, “Kıbrıs Türk tarafı olarak bu konudaki görüşlerimizi ortaya koymak için New York’ta bulunduk” dedi.

BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’ta statükonun simgesi haline geldiğinin altını çizen Özersay, şöyle devam etti:

“Geçen süre zarfında, değişen şartlar çerçevesinde (BM Barış Gücü’nün) görev, yetki ve sorumluluklarının gözden geçirilmesi ve değiştirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu bağlamda da aslında daha açık söylemek gerekirse askeri bir misyona gerek kalmadığını, zaten geçen süre zarfında da yerine getirdiği görevin ciddi anlamda tartışılabileceğini, artık bir sivil misyona dönüştürülebileceğini düşünüyoruz.”

BM Barış Gücü’ne bağlı 800 civarında askerin Ada’da bulunduğunu hatırlatan Özersay, Kıbrıs Türk tarafı ile Rum tarafı arasında askeri barış gücünü gerektirecek fiziki ve fiili bir durumun söz konusu olmadığını vurguladı.

BM Barış Gücü’nün iki taraf arasında herhangi bir askeri gerginliği caydıran rolünün gözlem ve raporlamadan ibaret olduğunu kaydeden Özersay, şu ifadeleri kullandı:

“Bu gözlemleme ve raporlama işleminin sivil bir misyonla da yerine getirilebileceği kanaatindeyiz. İlla ki askerlerin yer aldığı, 800 civarında askerin yer aldığı ve neredeyse 22-23 milyon Amerikan Doları’nın bir yılda harcanacağı bir operasyona gerek olmadığı kanaatindeyiz. 2019 için 54 milyon Amerikan Doları harcanması öngörülüyor BM Barış Gücü bağlamında. Ama askeri bir misyon olmaktan çıkarılıp sivil misyona dönüştürülürse aynı işlev, aynı görev yerine getirilebilirken yarı yarıya harcama yapılmış olacak. Biz aynı zamanda Rum tarafının bu statükodan memnun olan tavrının da sorgulanması bağlamında da Barış Gücü’nün görev, yetki ve sorumluluklarının gözden geçirilmesi gerektiğini savunuyoruz.”

Özersay, Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki görev süresi gelecek ay uzatılsa dahi bu gücün görev, yetki ve asker sayısının gözden geçirilmesi gerektiği görüşünün BM’de hakim olduğunu ifade etti.

BM Barış Gücü askerlerinin Ada’da iki taraf arasında durmadığı birkaç dar alanın olduğunu belirten Özersay, buna rağmen iki taraf arasında herhangi bir askeri gerginlik yaşanmadığına dikkati çekerek, “Barış Gücü’nün askeri mevcudiyetinin olmadığı zamanlarda bile hiçbir olay yaşanmıyorsa bu bir tür gözlemleme ve rapor etme görevinin yeterli olabileceğinin göstergesidir.” dedi.

Bakan Özersay, Washington’daki temasları kapsamında BM Barış Gücü’nün Ada’daki varlığının yanı sıra ABD Kongre üyelerine, Rum yönetimine yönelik silah ambargosunun kaldırılması ihtimaline karşı kaygılarını dile getirdiğini söyledi.

Rum tarafının ABD Kongresi’nde silah ambargosunun kaldırılması için bazı girişimlerde bulunduğuna işaret eden Özersay, şöyle konuştu:

“Bunun doğuracağı sıkıntı ve problemleri Amerikan Kongresi’ndeki Demokrat ve Cumhuriyetçi vekillere anlattık. Bir kere, böyle bir sınırlandırmanın konulmasının sebebi Kıbrıs’taki barışa ve istikrara katkı sağlamaktı. Şimdi Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm bulunmuş olsa bu anlamda bir değişiklik olmuş olsa belki o zaman bu oturulup değerlendirilebilirdi. Her iki tarafın da katıldığı bir ortaklık kurulmuş olsaydı ki o zaman bile ne kadar gerekli olduğu tartışılır.”

ABD ile Türkiye’nin NATO müttefiki ve stratejik ortak olduğuna dikkati çeken Özersay, NATO üyesi olmayan Rum yönetiminin ABD’den aldığı silahları Türkiye’ye karşı kullanma ihtimalini de göz önünde bulundurarak ABD’nin söz konusu ambargoyu kaldırmasının problemli bir durum yaratabileceğinin altını çizdi.

Avrupa Birliği’nin (AB), Kıbrıs Rum yönetiminin önüne Ada’da kapsamlı çözümü üyelik şartı olarak koymamasının Kıbrıs görüşmelerinde büyük bir fırsatın kaçırılmasına yol açtığını anlatan Özersay, “Şimdi benzer bir fırsat var aslında. Eğer adım atılmazsa hidrokarbon konusu da benzer bir hayal kırıklığına ve bir başka uyuşmazlığa dönüşecek” değerlendirmesinde bulundu.

Enerji şirketlerinin, Kıbrıs Rum yönetimine bugüne kadar yapılan arama çalışmalarının bir sonraki safhasına geçilmesi için Türk tarafının da rızasının alınması gerektiğini hatırlatmasının önemine değinen Özersay, şunları söyledi:

“En azından iki tarafın oturup doğal gaz konusunda iş birliği yapmaya başlaması bütün bu problemleri ve riskleri ortadan kaldırabilir. Şirketler açısından bir kere ciddi bir mali sorumluluk ortaya çıkacaktır. Eğer şirketler bu kaynakların sahiplerinden birinin biz olduğumuzu bilmelerine rağmen rızamız olmadan faaliyetlerine devam ederlerse bir noktada bu yükümlülük meselesi gündeme gelecek. Bölgede tartışmalı alanlar vardır. Bu alanlarda yürütecekleri faaliyetler bağlamında Türkiye kendilerine kazı yapmalarına izin vermeyeceğini net bir biçimde ortaya koymuştur. Bu gündeme geldiğinde kuşkusuz gerek gecikme gerek başka açılardan şirketlerin ciddi anlamda para kaybedecekleri, finansal olarak da sıkıntı yaşayacakları, zaman kaybedecekleri bir süreç yaşanabilir. Ama daha önemlisi bölgede gerginlik tırmanabilir.”

Özersay, şirketlerin iki taraf arasında diyalog başlatabileceğine dikkati çekerek, iki tarafın da enerji konusunda görüşebileceğini ifade etti.

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Akdeniz’deki doğal gaz arama faaliyetlerine değinen Özersay, Rum tarafının Türkiye’nin Kıbrıs’ta doğal gaz arama faaliyeti yürüttüğü yönünde yanlış bir algı oluşturmaya çalıştığını vurguladı.

Özersay, Türkiye’nin kendi kıta sahanlığında arama çalışması yapmasının hukuki hakkı olduğunun altını çizerek, “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın bizim verdiğimiz lisans alanlarında yapacağı arama Türkiye’nin aramaları değil. Bunlar Kıbrıslı Türkler adına bir şirketin yapacağı aramalardır. Tıpkı Exxon’un, Total’in ve Eni’nin Kıbrıslı Rumlar adına yaptığı aramalar gibi” dedi.

Rum yönetiminin TPAO aramalarını Türkiye’yi suçlamak için kullandığını belirten Özersay, “Rumlar ‘Türkiye burada büyük bir devlettir, biz burada küçük Güney Kıbrıs olarak, Türkiye bizi burada baskı altına alıyor haklarımızı gasbediyor’ gibi bir tür mağduriyet fotoğrafı çizmeye çalışıyor” ifadesini kullandı.

Özersay, Kıbrıs’ta yarım asırdır konuşulan iki toplumlu iki yönetimli federal yapının çözüm olarak ortaya konulduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Aynı cümleleri tekrar ediyoruz ama bu cümlelerden farklı şeyler anlıyoruz. Yani ortak bir vizyona sahip değiliz aslında bunu birilerini suçlamak için söylemiyorum. Ama bir gerçek var Kıbrıs Rum tarafı yönetimi ve zenginliği bizimle paylaşmaya yanaşmıyor. Federal ortaklık paylaşmaya dayalı bir ortaklıktır. Yönetimi ve zenginliği paylaşmak istemiyorsanız federal ortaklık yapamazsınız. Mesele buradadır. Belki de bu nedenle Kıbrıs Rum tarafıyla paylaşmaya dayalı bir ortaklık değil iş birliğine dayalı bir ortaklığı konuşmamız gerekir.”

İki tarafın, enerji, terörle mücadele, kara para aklama ve insan kaçakçılığına karşı iş birliğine dayalı farklı bir ilişki geliştirilebileceğine dikkati çeken Özersay, bu alanlarda yapılan küçük iş birliklerinin zamanla karşılıklı bağımlılığı geliştirebileceğini ve kapsamlı bir çözümün yolunu açabileceğini sözlerine ekledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ABD’nin Başkenti Washington’daki temasları kapsamında, güvenlik ve doğal zenginlikler konularında önde gelen kuruluşlardan biri olan Atlantik Konseyi’nde bir konuşma yaptı.  Özersay, Kıbrıs sorununun geleceğini ve Doğu Akdeniz’deki doğal gaz konularını değerlendirdi.
Özersay, Kıbrıs’ta her şeyi yarım asırdır ulaşılamayan çözüme bağlamanın ve ertelemenin doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi.  Özersay, “Çözüm olmasını beklemeden iki taraf arasında ve hatta genel olarak Doğu Akdeniz’de doğal gaz, suçluların iadesi, kara para hareketlerine karşı mücadele, terörizme karşı mücadele ve benzeri konularda işbirliği yapabilmeliyiz” dedi.
Kudret Özersay, “İki taraf arasında gerçek anlamda güven ortamının oluşmasını sağlayabilecek olan şey tam da budur, çözümü beklemeden işbirliği yapmaya başlamaktır” şeklinde konuştu.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Kıbrıs’taki taraflar arasında çözümün olmasını beklemeden işbirliği yapılmasının bölge barışı ve istikrarı açısından önemine dikkat çekti.  Taraflar arasında işbirliği yapılabilmesi için gerekli iki önemli unsur bulunduğunu kaydeden Özersay, “Bunlardan birincisi ilgili tüm tarafların bu işbirliğine ihtiyaç duymalarıdır. Bu bugün için her konuda mevcut değildir. Ancak öyle bazı konular vardır ki her iki tarafın da bu konularda işbirliği yapılmasına olan ihtiyacı yadsınamaz. Örneğin terörizme karşı mücadele veya suçluların iadesi.” dedi.
Özersay, ikinci önemli unsuruysa “bu işbirliğinin olabilmesi için tarafların gerekli esnekliği göstermesi yani pragmatik davranabilmesi olarak” tanımladı. Geçmişte bazı konularda bu iki unsur ortaya çıktığı zamanlarda her iki tarafın da birbiriyle işbirliği yapabildiğini hatırlatan Özersay, bunlardan birinin de 2011 yılında elektrik konusunda gerçekleşen işbirliği olduğunu vurguladı.
Özersay 2011 yılında Kıbrıs Rum tarafında meydana gelen patlama  ertesinde çok ciddi bir elektrik enerjisi açığının ortaya çıktığını ve bu ihtiyacın sonucunda Kıbrıs Rum tarafının, başlangıçta tereddüt etmiş olmakla birlikte kuzeyden elektrik satın alabildiğini de anlattı.
Kudret Özersay, “O dönemde bu türden bir işbirliğini zorlayan bir ihtiyaç ortaya çıkmıştı. Kıbrıs Rum tarafının elektrik enerjisine ihtiyacı vardı. Ancak buna ilaveten taraflar pragmatik davranarak gerekli esnekliği göstererek bu işbirliğini mümkün kılmışlardı. Örneğin bu elektrik ticareti işlemi Kıbrıs Türk Ticaret Odası üzerinden yapılabilmişti. Özetle eğer niyet varsa, bir yanda ihtiyaç diğer yanda pragmatik yaklaşımla pek çok alanda işbirliği yapılabileceğini yaşayarak gördük” dedi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Atlantik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, doğalgaz konusunda Rum tarafının işbirliğine yanaşmıyor oluşunun en önemli sebebininse uluslararası toplumun yaklaşımları olduğunu vurguladı.  Özersay, “Bu kaynakların sahiplerinden birisi her durumda bu kaynaklardan yararlanabiliyorken, aynı kaynakların bir diğer ortağı olan Kıbrıslı Türkler ancak ve ancak kapsamlı çözüm olursa ya da olduğunda bu sürece dahil edilebilecekler gibi bir yaklaşım sergileniyor. Doğal olarak bu yaklaşım da Kıbrıs Rum liderliğinin bizimle doğal gaz konularında işbirliği yapmaktan geri durmasına neden olmaktadır.” ifadesini kullandı.
Özersay sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada işbirliğini getirecek olan şey ihtiyaçtır. Ama mevcut şartlarda Rumlar bizimle bu konuda işbirliği yapma ihtiyacı hissetmiyorlar. Ancak yakın bir gelecekte bölgede çalışma yapan şirketler bu kaynakların bir diğer sahibi olan Kıbrıslı Türklerin de rızalarının alınmasının gerekli olduğunu ortaya koyarlarsa Rum tarafının artık bu konuda diyalog kurmaktan, bu konuda ne yapacağımızı konuşmaktan geri duramayacağını düşünüyorum. İşte bu da gerçek anlamda bölge barışına katkı sağlayacak olan bir işbirliğinin başlangıcı olabilecektir.”
Atlantik Konseyi’nde basına açık şekilde yapılan sunumda, Bakan Özersay katılımcıların sorularını da yanıtladı.
Özersay, Washington temaslarına bugün de devam edecek.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Rum tarafının ‘müzakere süreci var, o nedenle Barış Gücü’nün statüsü aynen devam etmelidir’ şeklindeki yaklaşımının hiçbir tutar tarafı olmadığını çünkü şu an Kıbrıs’ta bir müzakere süreci olmadığına işaret etti.

Özersay, Rum tarafının Kıbrıs’ta 55 yıllık Barış Gücü konusundaki tezinin statükonun aynen devam etmesi şeklinde olduğunu ve Kıbrıs Türk tarafının buna karşı mücadele edeceğini vurguladı.

Statüko değişmesin diye BM Barış Gücü’ne hiç dokunulmasın şeklindeki Kıbrıs Rum yaklaşımına karşı kararlı bir diplomatik mücadele ortaya koymaya devam edeceklerini söyleyen Özersay, Rum tarafının aslında içinde bulundukları konforlu durumu, yani statükoyu aynen devam ettirmek istediklerini belirtti.

New York’ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, BM Barış Gücü raporu öncesi yaptığı son temas ve görüşmeleri basına değerlendirdi.

Özersay, Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanlığını yapan Dominik Cumhuriyeti, Güvenlik Konseyi Daimi üye Rusya Federasyonu, Peru’nun Güvenlik Konseyi ve Almanya’nın Birleşmiş Milletlere akredite büyükelçileriyle görüştüklerine işaret etti.

Kudret Özersay, “BM Güvenlik Konseyi’nde dönem başkanları periyodik olarak değişiyor ve o dönemde gündeme gelen konuların da belli bir ağırlığı oluyor. Fikirlerin ve kararların şekillenmesinde diğer Güvenlik Konseyi üyelerine göre daha farklı bir rol üstleniyor dönem başkanı. Bu bağlamda bu dönemde tam da dönem başkanı olan Dominik Cumhuriyetinin Büyük elçisi ile görüşmemizi yaptık” dedi.

BM Barış Gücü’nün görev süresinin ele alınacağı toplantı süreçlere ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Dışişleri Bakanı Özersay, BM Genel Sekreteri’nin Barış Gücü Operasyonlarından Sorumlu Yardımcıs’ının bir rapor hazırlamakta olduğunu, bu rapor çerçevesinde tartışmaların Güvenlik Konseyi’nde yapılacağını ve ardından da Ocak ayının sonuna doğru Güvenlik Konseyi’nin bir karar üreteceğini söyledi.

Özersay, “1964’ün Mart ayından itibaren, çoğu zaman 6 aylık periyotlar şeklinde 55 yıldır devam eden bir süreçten bahsediyoruz. Sürekli olarak çok sayıda bu yönde rapor hazırlanmış. Çok sayıda Güvenlik Konseyi kararı alınmış durumda” hatırlatması yaptı.

Kıbrıs Rum liderliğinin BM Barış Gücü ile ilgili son açıklamalarına da yanıt veren Özersay, Rum tarafının aslında içinde bulundukları konforlu durumu, yani statükoyu aynen devam ettirmek istediklerini vurguladı.

Özersay, “Müzakere süreci sanki hiçbir şekilde kesintiye uğramamış, sanki müzakere süreci aynen devam ediyormuş gibi bir görüntü ve resim çizmeye çalışıyor Kıbrıs Rum tarafı. Ve zaten müzakereler devam ediyor, zaten yeni bir süreç var o nedenle Barış Gücü’nün görev süresine de, Barış Gücü’ne de dokunmayınız aynen kalsın demeye getiriyorlar” şeklinde konuştu.

Kudret Özersay, şöyle devam etti:

“Oysa hepimiz biliyoruz ki 2017’de İsviçre’de yapılan Kıbrıs konferansının başarısızlığa uğraması ertesinde aslında Kıbrıs’ta bir müzakere süreci yok; kesintiye uğramış durumda. Kıbrıs’ta bir süreç yok şu anda. Sadece danışman Lute’un atanması ile birlikte bir danışma mekanizmasıyla durumun ne olduğunun tespiti yönünde çalışmalar var. Sayın Lute Kıbrıs’a yapmış olduğu ziyaretlerde bu çalışmaları yapıyor ama ortada bir müzakere süreci yok. Zaten Sayın Lute’un görevi müzakere yapmak ya da müzakerelere dahil olmak da değil. Sonuç alınabilecek yeni bir süreç başlatmaya değecek, Genel Sekreterin bir inisiyatif almasını anlamlı kılacak bir durum, bir zemin var mı bunu tespit etmek ve Genel Sekreter’e bildirmektir. Dolayısıyla Rum tarafının söylediği gibi müzakere süreci var, bir süreç var da o nedenle barış gücünün statüsü aynen devam etmelidir gibi bir yaklaşımın aslında hiç bir tutar tarafı yok”

Kudret Özersay, Kıbrıs Rum liderliğinin ‘Ada’da Türk askerinin varlığının BM Barış Gücü’nün varlığını da gerekli ve zorunlu kılıyor’ şeklindeki sözlerine de tepki gösterdi.

Özersay “Türk askeri adaya esasen 1974’de geldi. Oysa BM Barış Gücü 1964’de gönderildi. Gönderilme sebebi adadaki Türk askeri ile ilgili değil. Barış gücü toplumlar arası çatışmalar ve yaşanan sıkıntılar bağlamında 1964’te Kıbrıs’a gönderilmiş durumda. Rum tarafının, statüko değişmesin, BM Barış Gücü’ne hiç dokunulmasın aynen kalsın,  dokunulursa statüko sallanır diye ortaya koyduğu bu görüşlerin bir anlamı, ikna edici bir tarafı olmadığını gerekçeleri ile birlikte bütün muhataplarımıza anlatmak için bu temasları yapıyoruz ve temaslarımız çerçevesinde de belirli bir etki belirli bir sonuç olacağı kanaatindeyim” dedi.

Diplomasinin bir süreç olduğuna işaret eden Özersay, bir günde veya bir görüşmede değişmeyebileceğini, ama fikirleri sistem içerisine dahil edip, kararlara etki etmeyi başarabilmenin önemli olduğunu söyledi.

Özersay, “Biz her platformda Kıbrıs Türk halkının çıkarları doğrultusunda, elimizden geldiğince uluslararası alanda diplomatik girişimlerimizi yoğun bir biçimde sürdüreceğiz ve en iyi şekilde Kıbrıs Türk halkını buralarda temsil etmeye gayret gösteriyoruz; göstermeye de devam edeceğiz” dedi.

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde görüşmeler yapıyor.

Özersay, New York’taki temasları çerçevesinde Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Operasyonları’ndan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean Pierre Lacroix ile bir araya geldi.

Görüşmede, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Güneş Onar, KKTC New York Temsilcisi İsmet Korukoğlu, 2. Sekreter Sertaç Güven ile 3. Sekreter Seval Gökeri ile BM diplomatları da hazır bulundu.

Yaklaşık 40 Dakika süren görüşme sonrası basına kısa bir açıklama yapan Özersay, “biz dış politikayı Lefkoşa’da oturarak yapılacak bir şey görmüyoruz. Aktif bir diplomasi anlayışı ile temaslar yaparak bütün uluslararası platformlarda Kıbrıs Türkü’nü hak ettiği gibi temsil etmeye çalışıyoruz” dedi.

Özersay, “ Gerek BM, gerekse spesifik olarak Güvenlik Konseyi’ne üye devlet temsilcileri ile New York’ta yapacağımız temaslarda kararlar alınmadan önce düşüncelerimiz doğrultusunda, 3. tarafların kararlarını etkilemeye çalışacağız. Diplomasi bir süreçtir. Tek bir görüşme ile değil, farklı görüşmelerle de ortaya konulacak yeni ve yaratıcı fikirlerle sonuç almak mümkündür. Biz bu düşünce ile imkan bulduğumuz bütün uluslararası platformlarda, Kıbrıs Türkünü, hak ettiği gibi temsil edip kararları etkilemeye çalışacağız” diye konuştu.

Gazimağusa’daki BM Askeri Kampının taşınması talebini gündeme getirdiklerini açıklayan Özersay,  bu konuda yakında BM’den resmi bir yanıt alacaklarını ve bundan sonrası hareket tarzını o yanıta göre belirleyeceklerini vurguladı.
Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın konuyla ilgili BM’deki temasları hem BM yetkilileri hem de Güvenlik Konseyi’nin üyesi olan ülkelerin temsilcileri ile devam edecek.
Bakan Özersay, ayrıca, Birleşik Krallığın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi J. Allen ile de bir görüşme yaptı.